Tutumlar


Şimdi de insanların birbirinden ayrılmalarını sağlayan ruhsal tutumlara bir göz atalım. Kimi insanlar vardır, az çok kavgacı, geçimsiz bir mizaca sahiptir. Bazıları da teslim bayrağını çekmek ister hemen. Ne var ki, gerçekten pes diyen hiç- bir insana rastlayamayız. Böyle bir şey olanaksızdır. Normal bir insan pes diyemez. Ama, yine de böyle diyen var gibi görünüyorsa. bu, ilgili kişinin ilerlemek için uğraşıp didindiğini daha açık seçik ortaya koyar yalnız. Cesaret ve Korkaklık Bir tip çocuk vardır, görünürde hep pes etmek ister. Genellikle ailenin dikkati kendi üzerinde toplanmıştır. İLerIeyebilmesi için herkesin çaba harcaması. onu teşvik edip gayrete getirmesi gerekmektedir: Yaşayabilmesi için yardıma muhtaçtır ve başkaları için sürekli bir yük oluşturur. Bu davranışında da bir üstünlük amacı kendini açığa vurur, başkaları üzerinde egemenlik kurmak isteği bu yoldan belli eder kendini. Böyle bir üstünlük amacı, daha önce belirttiğimiz gibi, bir aşağılık kompleksinin sonucudur.

Çocuk kendi güçlerinden kuşkuya kapılmasa, başarı elde etmek için bu kolay yolu seçmezdi. On yedi yaşındaki bir gençte bu karakter çizgisini somut olarak görebiliriz. Söz konusu genç ailenin en büyük çocuğuydu. Küçük bir kardeşin gelip evdekilerin sevgi ve yakınlığının odak noktasındaki tahtından kendisini alaşağı etmesiyle, büyük çocuğun normal olarak trajik bir durum yaşadığını daha önce görmüştük. Sözünü ettiqimiz gençte de tıpkı böyleydi durum. Büyük bir umutsuzluga kapıImış, neşesini yitirmişti ve hiçbir işe el atmak istemiyordu. Günün birinde de canına kıymaya kalkmıştı. Aradan çok geçmeden bir doktora başvurmuş ve kendisine intihar girişiminden önce gördügü bir düşü açıklamıştı. Düşünde babasını tabancayla vurup öldürüyordu. Buradan gördüğümüze göre böyle bir insan; umutsuzluga kapılmış. miskin ve aylak kendini bir takım duygu ve düşüncelere kaptıraçak zaman ve fırsata sahiptir. Ve yine buradan öğrendiğimiz bir şey daha var: Miskinliklerinden okuldaki arkadaşlarına uyum sağlayamayan bütün bu çocuklarla herhangi bir iş yapacak durumda görünmeyen bütün o hantal ve vurdum duymaz erişkinler. büyük bir tehlike içinde yüzerler. Vurdumduymazlılan çoğunlukla maskedir. Derken ansızın patlak verir gerçek durum, bir de bakarız karşımızda canına kıymaya kalkan biri vardır ya da bir nevraz veya bir ussal bozukluk açığa vurur kendini. Bu gibilerinin ruhsal tutum ve davranışları konusunda bir kesinliğe kavuşmak bazen güçtür.

Bir çocuktaki çekingenlik de yine insanı alarma geçirecek bir belirtidir. Böyle bir çocuğu tam bir titizlik ve özenle tedaviden geçirmek gerekir. Çekingenlik ya ortadan kaldırılır ya da çocuğun bütün hayatını mahvedip çıkar. Çekingenliği giderilemediği süre, çocuk kendisini hep büyük güçlükler karşısında bulacaktır; çünkü içinde yaşadığımız uygarlık öyle kurulmuştur ki, ancak gözü pek insanlar hayatta büyük başarı ve avantajlara kavuşabilir. Diyelim bir insan cesurdur da bir yenilgiyi sinesine çekmesi gerekmektedir; böyle bir şey sarsmaz onu. Ama çekingen bir insan kendisini güçlükler karşısında bulur bulmaz, kaçıp hayatın olumsuz tarafına sığınır. Böylesi çocuklar, ileride nevrozlara ya da ussal bozukluklara yakalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu gibi insanlar aptal aptal sağda solda dolaşır. başkalarıyla bir araya geldiler mi ya kekeler ya da hiç konuşmaya yanaşmaz. hatta insan içine çıkmaktan kaçarlar.


Yukarıda değinilen karakteristik özellikler, ruhsal tutum ve davranışları oluşturur. Asla doğumsal ya da kalıtsal yanlan yoktur, yalnızca belli bir duruma tepki niteliğini taşırlar. Her özellik, karşılaşılan bir sorunun algılanmasına yaşam biçiminin verdiği bir yanıttır. Elbette, her zaman diyelim bir filozofun aradığı gibi bir mantıksallık içermeyen. çocukluğun deneyim ve hatalarının insana öğrettiği bir yanıttır bu. İlgili tutum ve davranışların işleyiş tarzını ve çocuklarla anormal kişilerde nasıl gelişip ortaya çıktığını, normal erişkinlerden çok bu gibi hastalarda daha iyi izleyebiliriz. Önce de gördüğümüz gibi, yaşam biçiminin ideal oluşturma evre si, sonraki evrelere kıyasla hayli daha açık seçik ve yalın nitelik taşır. Bir idealin işleyiş tarzını, temas ettiği her şeyi özümleyip kendisine mal eden bir meyveye benzetebiliriz; gübreymiş, suymuş. besiymiş. havaymış. bütün bu nesneleri kendi gelişim süreci içine çekip alır, meyve. Bir idealle bir yaşam biçimi arasındaki ayrım. henüz olgunlaşmamış bir meyveyle olgunlaşmış bir meyve arasındaki ayrıma benzer. İnsanlarda olgunlaşmamış meyve evresine çok daha kolay yaklaşım sağlanarak söz konusu evre inceleme konusu yapılabilir, ama bu yoldan edinilen bilgiler büyük ölçüde olgunlaşmış meyve evre si için de geçerlik taşır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder