Aileden Kaynaklanan Etkiler


Okul sistemiyle gerek devlet, gerek toplum idealleri arasında, daha önce gördüğümüz gibi ideallerin köken ve organizasyonu bakımından doğal bir ilişki vardır; ancak, psikolojik açıdan bakıldıgında okul sistemi, bir çeşit egitim acentalıgı ya da bürosu kimliğiyle ilgili ideallere ayn bir' öncelik tanır. Psikolojik bakımdan eğitimin ana hedefi topluma uyum sağlanması- dır. Okul, çocuklardaki sosyal davranış eğilimini ailelerin kendilerinden önemli ölçüde daha kolay yönetir ve kontrol edebilir, çünkü devletin beklentilerine daha yakın görür kendini, çocukların eleştirilerine daha az açıktır. Çocukları şımartmaz ve onlara karşı genellikle daha, bağımsız bir tutum takınır.

Öte yandan, aile, geçerli toplum idealini her zaman iyice benimsemiş değildir. Aile içinde geleneksel düşünce ve görüşlerin daha çok el üstünde tutulması, pek sık gözlemlediğimiz bir durumdur. İlerleme denen şey, ancak anne ve babaların sosyal uyum sağlamış kişiler olması ve eğitimin sosyal ihtiyaçları karşılayacak gibi düzenlenmesi zorunluluğunu kavramasıyla gerçekleşebilir. Anne ve babaların bunu anlamaları durumunda evde doğru dürüst egitilen, okulun kendilerini ilerideki yaşam için hazırladığı gibi, okul için hazırlanan çocuklar buluruz karşımızda. Buna çocuğun evde ve okulda sürdürdüğü ideal oluşturma çabası gözüyle bakabiliriz; bu arada okul, aile ve devlet arasında bir yer tutar. Daha önceki konuşmalarımızdan çıkardığımız sonuca göre bir çocuğun yaşam biçimi henüz dört, beş yaşına geldiginde saptanır ve artık bu biçimi doğrudan değiştirme olanagı kalmaz. Modern okulun hangi dogrultuyu izlemesi gerektigini buradan görebiliriz: Çocuk böyle bir okulda paylanıp cezalandırılmayacak, toplumsallık duygusu bir biçime kavuşturularak, desteklenip geliştirilecektir. Çağdaş okul bundan böyle baskı ve cezalandırma ilkesini temel alamaz kendisine, çocuğun kişisel sorunlarını anlayıp çözümlemeye özen göstermek zorundadır.

Beri yandan, aile içinde anne ve babalarda çocuklar arasındaki sıkı bağ düşünülürse, çocukları toplumsallık yönünde eğitmek anne ve babalar için çoğunlukla güçlük doğurur. Anne ve babalar, çocuklarını kendi görüşlerine göre eğitmek isterler daha çok, böylece çocuğun sonraki yaşamında karşılaşacağı durumla bağdaşamayacak bir eğilimin temelini atarlar. Bu yolda eğitilen çocuklar ileride ister istemez büyük güçlüklerle karşılaşır. Söz konusu güçlükleri, daha okula başlar başlamaz karşılarında bulur, bu tarihte önlerine çıkan sorunlar özellikle okulu bitirdiklerinde daha da çok rahatsız eder, üzer kendilerini.

Böyle bir durumdan kaçınmak için, anlaşılacağı üzere çoğunlukla anne ve babaların kendilerini egitmemlz gerekir. Bu da sıklıkla çetin bir iştir, çünkü anne ve babalarda. çocuklar kadar içtenlikle bir ilişki kurmanın üstesinden gelinemez genelde. Anne ve babalara gereken yaklaşımı sağladığımızı varsayalım, ait oldukları ulusun ideallerinin kendilerini pek İlgilendirmediğini gözlemleriz bazen. Gelenek kendilerini öylesine bağlamıştır ki, ondan başka hiçbir şeyi anlamaya yanaşmazlar. Anne ve babalar üzerinde yapacağımız pek fazla bir şey yoktur; dolayısıyla elden geldiğince geniş bir çevrede eskisinden büyük bir anlayışın benimsenmesine çalışmakla yetinmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla saldırıya geçmemiz için en elverişli nokta okullarımızdır: İlk olarak okullarda çok sayıda çocuğu bir arada buluruz; ikincisi, yaşam biçimindeki hatalar okullarda aile içindekinden daha belirgin açığa vurur kendini; nihayet üçüncü neden, öğretmen çocukların sorunlarını anlayan biri olma olasılığının büyüklüğüdür.

Normal çocuklar, tabii varsa böyleleri, bizi uğraştırmaz Onlarla zaman kaybetmeyiz. Tam anlamıyla gelişmiş ve sosyal uyum sağlamış çocuklara rastladıgımızda, yapacağımız önemli şey, kendilerini ürkütüp yıldırmamaktır. En iyisi gibileri kendi yollarını izlemeye bırakmaktır. çünkü yaşam olumlu tarafında kendileri için bir amaç arayacaklarına ve yoldan bir üstünlük duygusu geliştireceklerine güvenebiliriz. Üstünlük duygusu da yaşamın olumlu tarafında arandığı için bir üstünlük kompleksi sayılamaz. Öte yandan, yaşamın olumsuz tarafındaki, örneğin ; sorunlu çocuklarda. nevrozlularda ve suça yönelik kişilerde görerek üstünlük, gerek aşağılık duygularına rastlamaktayız.Bu gibileri, aşağılık kompleksini dengelemek (kompanze etmek) için kendilerinde bir üstünlük kompleksi geliştirirler. Daha önce belirttiğimiz gibi her insanda bir aşağılık duygusu vardır; ama bu duygu, ancak ilgili kişinin yaşamın olumsuz rafını kendisine yurt edinmesi ve bunun için gerekli egzersizlerde bulunması durumunda bir komplekse dönüşür. Bütün bu aşağılık ve üstünlük duygu ve kompleksleri İlgili sorunların kökeni, okul başlangıcına kadar olan aile yaşamında saklıdır. Çünkü bu süre içinde çocuk, erişkinle yaşam biçiminin tersine prototip diye nitelediğimiz. kendi yaşam bi- çimini geliştirir. Bu prototip bir meyveye ben. meyvede bir bozukluk varsa, diyelimki içinde bir kurt bulunuyorsa, meyvenin kendisi olgunlaştıkça içindeki kurt da gelişip büyür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder